Aylık dijital dergimiz olan Magazine 6A’da ufukları genişletiyor ve en iyi seyahat yerlerini keşfediyoruz. Dünyayı tanıma isteğinize ilham vermeye devam etmek için 14 baskı ve 11 dilde mevcut olan yeni bir kanal. Koltuğunuza oturun ve başlamak üzere olan bu macerada bizi takip edin.

Kapak sayfa

Sayı 4

Tammuz 2016

Londra

Kiren Jogi

“Londra dünyanın laboratuvarıdır”

Wadi Mujib, Ürdün’ün boğazı

Macera

Roma, sonsuza dek genç

Weekenders

Makineler adası

Tatil

Özet

Magazine

Özet

Özet

sayı 4

Londra

Avrupa film başkenti

Büyük ekranda entrikaların, savaşların ve aşk hikayelerinin sahnesi oldu, fakat yakından bakıldığında daha da etkileyici. Size en sinematografik yüzünü göstermek için Londra’yı dolaşıyoruz.

Kiren Jogi

“Londra dünyanın laboratuvarıdır”

Birmingham’da doğdu fakat Bollywood’u fethetmek için Bombay’a taşındır. Şimdi, her iki dünyayı birleştirmek niyeti ile, sahip olduğu yapım firması Indian London Film Company ile eve dönüyor. Kendisi ile Londra’da görüşüyoruz.

Macera

Wadi Mujib, Ürdün’ün boğazı

Deniz seviyesinin 400 metre altında, Mujib dünyanın en az yüksekliğe sahip Doğal Rezervidir. Bunun yanında boğazında en yüksek maceralar yaşanır.

Weekenders

Roma, sonsuza dek genç

Ebedi kent olmasının nedeni geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin onda birleşmesidir. Fakat aynı zamanda Roma bin kere ziyaret edilmesine rağmen karşımıza yeni gibi çıkma kapasitesine de sahiptir.

Sen ve ben

Paparazzi olamayan ada

Mustique’e sahip olmak için Lord Glenconner 1958 yılında 45.000 pound ödedi. Günümüzde bu özel adada bir hafta geçirmek isterseniz bu miktarı, veya daha fazlasını, ödemeniz gerekir.

Tatil

Makineler adası

Jules Verne’in hayalgücü ile Leonardo Da Vinci’nin dehası birleştiğinde ne olur? Cevap Nantes ve canlı makinelerinde.

Kültür

Fogo Island: morina balığından sanata

Doksanlı yıllarda, Fogo Island halkı balıkçılıktan geçimini sağlamaktaydı. Kanada’ya ait bu küçük ada, krizin saldırısı sonrası, sanatçılara esinlenmek için inziva yerine dönüştü.

Top 6a

Bulutlarda uyurken

Everest veya bir volkanın ayaklarının dibi manzaraları ile. Bu dünyanın en çok yüksekliğe sahip bazı otellerin seçimi ile, pencereden baktığınızda hayal gördüğünüzü zannedeceksiniz.

Travelfancy

Burada moda otel ve restoranlar, en dikkat çeken galeriler, yeni açılan yerler ve dünyanın en ‘it’ yerleri sizi bekliyor.

Sonuncusu

Seyahate mi gidiyorsunuz? Valizinizi kapatmadan önce, bizim vazgeçilmezlerimizi unutmadığınızı kontrol ediniz.

Ekip

İşbu dijital yayının (www.passenger6a.com) içeriği, C/Santiago Bernabeu, 10, 3º - B, 28036 Madrid adresinde mukim ve vergi numarası B-82065137 olan (bundan böyle “TRAVELVIEW”) CENTRO DE INFORMACIÓN TURÍSTICA FEED BACK S.L. tarafından sağlanmıştır.

TRAVELVIEW, özellikle, görüntüler, videolar, makaleler ve çeşitli Turistik Bilgilerin editoryal içeriklerinden oluşan, tüm dijital yayının İçeriğinin sahibidir.

TRAVELVIEW, özellikle, görüntüler, videolar, makaleler ve çeşitli Turistik Bilgilerin editoryal içeriklerinden oluşan dijital yayınların İçeriğini tamamen bilgi verme amacı ile hazırlamıştır, herhangi bir seyahatin gerçekleştirilmesi için gerekli gereksinimler hakkında (pasaport, vize, aşılar, vb. gibi) bilgi almak ve bunları yerine getirmekten Kullanıcılar sorumlu olacaklardır.

Calle Mesena, 22, 2º Derecha, 28033 – Madrid (İspanya) adresinde mukim TUI Spain S.L.U. anılan İçeriği özel olarak devredendir.

Bu nedenle, dijital yayınların sadece görülmesine ve İçeriğin şahsi, ticari değil, kullanımı için indirilmesine müsaade edilir. Kullanıcılar hiçbir şekilde anılan İçeriği üçüncü şahıs veya kuruluşlara aktarmıyacaklardır. Aynı şekilde, dijital yayına yerleştirilmiş İçeriğin kopya edilmesi, dağıtılması, değişikliğe uğratılması, çoğaltılması, aktarılması, yayınlanması, devredilmesi ve satılması ve dijital yayının İçeriğinden türeyen yeni ürün veya hizmetin yaratılması kesinlikle yasaktır.  \n

İşbu dijital yayının (www.passenger6a.com) içeriği, C/Santiago Bernabeu, 10, 3º - B, 28036 Madrid adresinde mukim ve vergi numarası B-82065137 olan (bundan böyle “TRAVELVIEW”) CENTRO DE INFORMACIÓN TURÍSTICA FEED BACK S.L. tarafından sağlanmıştır. TRAVELVIEW, özellikle, görüntüler, videolar, makaleler ve çeşitli Turistik Bilgilerin editoryal içeriklerinden oluşan, tüm dijital yayının İçeriğinin sahibidir. TRAVELVIEW, özellikle, görüntüler, videolar, makaleler ve çeşitli Turistik Bilgilerin editoryal içeriklerinden oluşan dijital yayınların İçeriğini tamamen bilgi verme amacı ile hazırlamıştır, herhangi bir seyahatin gerçekleştirilmesi için gerekli gereksinimler hakkında (pasaport, vize, aşılar, vb. gibi) bilgi almak ve bunları yerine getirmekten Kullanıcılar sorumlu olacaklardır. Calle Mesena, 22, 2º Derecha, 28033 – Madrid (İspanya) adresinde mukim TUI Spain S.L.U. anılan İçeriği özel olarak devredendir. Bu nedenle, dijital yayınların sadece görülmesine ve İçeriğin şahsi, ticari değil, kullanımı için indirilmesine müsaade edilir. Kullanıcılar hiçbir şekilde anılan İçeriği üçüncü şahıs veya kuruluşlara aktarmıyacaklardır. Aynı şekilde, dijital yayına yerleştirilmiş İçeriğin kopya edilmesi, dağıtılması, değişikliğe uğratılması, çoğaltılması, aktarılması, yayınlanması, devredilmesi ve satılması ve dijital yayının İçeriğinden türeyen yeni ürün veya hizmetin yaratılması kesinlikle yasaktır.

Javier García

Yazı İşleri Müdürü

Jorge Martín

CMO

Pablo Olmos Adamowich

Kreatif Direktör

Carmen Ovalle

Şef Redaktör

Lucía Martín

Redaktör

Guadalupe Rodríguez

Redaktör

Amanda Franco

Redaktör

Erika González

Redaktör

Elena Arranz

Redaktör

Patricia Gardeu

Redaktör

Alejandra Abad

Redaktör

Carmen Domenech

Müşteri Yöneticisi

Clara Gil

Müşteri Yöneticisi

Nuria Cabot

Marketing Manager

Ana García

International Strategy Manager

Aurelio Cabra

Community Manager

José António Alves

Uluslararası İçerikler Editörü

Cova García

Designer

Álvaro Calleja

Teknik Müdür

Santiago García

Geliştirme Müdürü

Roberto González

Programlayıcı

Sergio Cieza

Programlayıcı

Natalia García

Programlayıcı

Carlos Luján

Graphic Editor

Beatriz Iznaola

Account Executive

Laura García

Account Executive

Röportaj - Londra

Magazine

Hedef

Londra

Avrupa film başkenti

METİN:

Lucía Martín

FOTOĞRAFLAR:

Carlos Luján

VİDEO:

Kreativa Visual

Büyük ekranda entrikaların, savaşların ve aşk hikayelerinin sahnesi oldu, fakat yakından bakıldığında daha da etkileyici. Size en sinematografik yüzünü göstermek için Londra’yı dolaşıyoruz.\n

I

lk plan. Bir kız dizüstü bilgisayarında çalışıyor ve aynı zamanda Wild Food Café’nin bir ‘banana bread’ini yiyor. Bir ‘hipster’ köpeğini gezdiriyor ve hayvan ekmeğin kokusunu alınca kıza doğru atılıyor ve böylece iki gencin buluşmasına neden oluyor. Sanki romantik bir komedinin ilk sahnesine benziyor,fakat bu olay Neal’s Yard’ın teraslarından birinde meydana gelmekte. Covent Garden’in binaları arasında gizlenmiş bu renkli avlu bir filmin dekorasyonu olabilir, ve çift, bu sefer ilkbahar ortamında ve dipte ‘new age’ kafelerle ‘Love Actually’nin bilmem kaçıncı revizyonunun başrol oyuncuları. Mutlu son olacak mı bilmeden ayrılıyorum oradan, fakat hissediyorum ki evet. Gitmeden önce, kafenin kapısındaki manyetik tahtaya ‘to be continued...’ yazıyorum.\n

Vagonun içine tüm şu “Modern Babil” sığar diyordu iki defa Başbakanlık yapan Benjamin Disraeli.

Londra’nın her köşesinde büyük ekrana layık bir hikaye gizlidir. Sanki birdenbire Ridley Scott bağırarak Kes! diyerek karşımıza çıkacakmış gibi. Roman yazarı Walter Besant bunu biliyordu, 30 yıldan fazladır Londra sokaklarını arşınlıyor olmasına rağmen “her gün yeni bir şey” bulmakta idi. Veya şair Samuel Johnson Londra’yı görmüş olmakla artık hayatta her şeyi görmüş olduğunu söylüyordu. Belki her şeyi değil ama, ‘the tube’e binerek kent hakkında birçok şey öğrenebilirsiniz. Vagonun içine tüm şu “Modern Babil” sığar diyordu iki defa Başbakanlık yapan Benjamin Disraeli. Camden Lock Market’in ‘street food’ tezgahları daha lezzetli bir şekilde bunu gösteriyor. Yaklaşık otuz metrelik bir yere tüm kültürlerin sığdığı, Etiyopya körisi, somon nigiris, paella, tropikal meyve smoothies’leri ve anında hazırlanmış taze makarnanın dahil olduğu bir lezzetler festivali. Birkaç dil konuşan İtalyan Alessandro, Globan Kitchen’daki yeri sayesinde, raviolileri keserken önünden geçen herkesin uyruğunu tahmin etmeyi oynuyor. Hemen hemen hepsini bilmeyi başarıyor. Bana, alternatif bir çarşıya dönüştürülen eski bir at hastanesi olan Stables Market’i tavsiye ediyor. Bir tünelden girilen bu mekanda bulunan 700 tezgahta ‘retro’ çantalardan Britanya bayraklı iç çamaşıra kadar eşya bulabilirsiniz.\n

Wild Food Café

\n

Çarşılar Big Ben’in çanları gibi Londralıların takvimini belirler. Cumartesi günleri, Notting Hill’de Portobello Market. Pazar günleri, ikinci veya üçüncü el olmasına rağmen, en son model giysileri bulabileceğiniz Old Spitalfields ve Brick Lane. Covent Garden’deki Apple’s Market hemen hemen her gün değişir. Haftanın gününe bağlı olarak çiçekler, el sanatı eşyalar veya Valif’in pazartesi günleri sattığı pusula gibi antik eşyalarla karşılaşabilirsiniz. 180 yıldır mahallenin kalbinin attığı Market Building’in içerisindedir . Royal Opera House’da bu ‘piazza’da bulunur, fakat bir gösteri seyretmek için bilet almanıza gerek yok: zemini taştan sokak akrobat, sihirbaz ve müzisyenleri için en iyi sahneyi oluşturur. Londra sokaklarının sürekli melodisi olan Oasis’in ‘Wonderwall’ şarkısı çalıyor.\n

\n

\n

\n

\n

\n

Donde apunta la moda

Del Soho madrileño hablan las guías de viaje cuando se refieren a Chueca. La terraza del hotel Room Mate Oscar al lado de Gran Vía, el mercado de abastos orgánico El Huerto de Lucas y el obrador ecológico La Magdalena de Proust son tres motivos suficientes para que nadie ose disputarle el trono de barrio más cosmopolita.  \n

\n

449 Strand

\n

\n

Primrose Hill’de poz verme

Londra’da çok yağmur yağar, fakat her zaman değil. Güneş yılda ortalama 1.460 saat kendini gösterir, ve bunu yaptığında, parklar bir anda insanlarla dolar. Regent’s Park’ın kuzeyindeki Primrose Hill gibi, halk buraya günbatımını seyretmek için akın eder. Tüm Londra Merkezi manzaralarına sahip 65 metre yükseklikte bir tepe söz konusu. Çayır, içlerinde şarap ve kutu bira dolu piknik sepetleri taşıyan grup ve çiftlerle dolar. ‘Selfies’ler birikir burada. Kontrol edebilirsiniz: Londra’da havanın iyi olup olmadığını Instagram’da bu yerle ilgili asılı fotoğraflardan anlamak mümkün.\n

Westminster Bridge

Aynı şarkıyı Westminster Kilisesi ve Millenium Bridge yakınlarında da dinliyorum. Norman Foster tarafından tasarımı yapılan köprü ile St. Paul Katedrali arasındaki kısa mesafeyi alırken, yağmur yağmaya başlıyor. “Maybe you are gonna be the one that saves me”. Gallagher kardeşlerin şarkısı hala kafamda sığınmak için kiliseye giriyorum. Kubbesi, Roma’daki Aziz Petrus Kilisesinden sonra, dünyanın en büyüklerinden biri. Yapımı, 1666 yılında Büyük Londra Yangını sonrası yıkılan önceki şapelin yerine 18. Yüzyılın başlarında sona ermiştir.” Alevler hemen hemen kenti tamamen yıktı ve tekrar yapımına karar verildiğinde, ‘amerikan tarz’ bulvar dağılımı mı yapalım yoksa kaotik ortaçağ yapısını tekrardan oluşturalım mı? şeklinde düşünülür. Marketingle iştigal eden Edebiyat öğrencisi Chris, ince İngiliz ironisi ile, ikincisinde karar kıldılar, şeklinde ifade ediyor. Çalıştığı ofis, yangının başladığı yer olan Pudding Lane’e uzak değil. O dönemdeki alçak evlerin yerini Viktoria dönemi tarz evler ve The Shard veya, halk arasında daha çok “Erotic Gherkin” olarak tanınan, 30 St Mary Axe gibi modern gökdelenler almıştır.\n


Naif atmosferli kafe ve restoranları ile Covent Garden romantizme davet ediyorduysa, ‘City’nin kentsel manzarası başka tür hikayeler önerir. Woody Allen’in ‘Match Point’ gibi bir dramı veya ‘Karanlık Dünya’ filminde Thor’un mücadelesi gibi, hareketli bir sahne. Cam ve çelik gökdelenler içlerinde sofistike mekanlar barındırırlar, bunlar arasında Sushi Samba restoranının ‘sky bar’ı gibi, ajan 007’ye layık kokteyl barları sayılabilir. Londra daima James Bond’un yuvası olmuştur. Bu sadece, Thimes nehrinin karşı kıyısında olan ve ‘Skyfall’ filminde patlamaya maruz kalan MI6’nın yerleşkesi olmasından değil. Gizli ajanın babası olan Ian Fleming ilk kitabı ‘Casino Royale’i burada yazmıştır. Bu, Henry James ve T.S. Elliot’un da yaşadıkları Carlyle Mansions’da Yazarlar Sitesine taşındığında olmuştur. Bu lüks daireler, kentin en şık mahallelerinden biri olan Chelsea mahallesinin parçasını oluştururlar.
 \n

Londra’nın en romantik sokağı

‘Notting Hill’ adlı film 1999 yılında buranın moda olmasını sağlamıştır. O zamandan beri binlerce turist Portobello Road’un ‘souvenirs’ ve antik eşya dükkanlarında aşkı aramakta. Filmdeki kitapevi bu sokağa dikey olan Blenheim Crescent adlı sokakta küçük bir dükkandan esinlenilmiştir. İç kısmı 1981 yılından beri aynı halini muhafaza ediyor. Veronica tezgahın arkasında Hugh Grant’ı görmeyi umut eden yüzlerce meraklıya gülümsüyor. Burada iki ay gibi kısa bir zamandır çalışmakta olmasına rağmen, bir komediye uyarlanabilecek durumlarla karşılaşmış. Örneğin bir müşteri filmde Sofia Loren’in (Julia Roberts’in posterdeki dikkatli bakışları altında) aldığı kitabı sormuş.\n

Portobello Road

\n

Whitechapel bölgesi onun karşıtıdır. Glamourdan çok ‘thriller’e daha yakın bir yer, ünü gerçeğin kurguyu aştığı olaylardan birinden kaynaklanır: Karındeşen Jack cinayetlerini burada işlemiştir. Genç Sherlock Holmes de birkaç cinayetin araştırmasını burada yapmıştır, fakat dedektifin karşılaştığı mahalle günümüzdeki ile hiçbir alakası yok. Bugün, kentin en iyi çağdaş sanat galerilerinden biri olan Whitechapel Gallery, eskiden marjinal kabul edilen bir bölgenin kültürel hayatını canlandırmaktadır.

Her mahalle yeni bir sahnedir. Londra’da gerilimden komediye bir sokağı katederek geçilebilir. Park Lane’in büyük malikanelerinden Strand’da küçük bir sokakta küçük bir ‘pub’a geçiş gibi. Manken tipli bir Belediye işçisi müzik ritminde Piccadilly’den doğan sokakları süpürüyor. Sahneye koyma o kadar incelemesine yapılıyor ki, her adımda ‘Truman Show’ sendromu beni sarıyor. Samuel Johnson’un söyliyeceği gibi “Londra’dan ayrılmak isteyen tek bir adam, ve hiç şüphesiz akıllı olanını, bulamazsınız”. Ben hiçbir kadını ilave ediyorum. Siyaha gömülmüş.\n

The National Gallery

\n

\n

\n

\n

\n

London Eye

\n

The City of London

\n

Inquietud cultural

El arte está en la calle, y bajo ella. Las lámparas diseñadas por Ingo Maurer iluminan algunas de las estaciones de metro más llamativas de la ciudad y la subterránea corriente cultural alternativa. Jordi Orts guía a los turistas por los palacios, pero también por la ciudad los barrios más animados, donde señala la calle donde vivió Freddie Mercury, el líder del grupo Queen. “En los ochenta, Munich vivió una especie de movida alrededor del estudio de grabación Musikland. Vinieron a grabar los artistas más importantes. Pero al caer el muro los creadores se trasladaron a Berlín, donde las propiedades eran más baratas”, explica”.

La inquietud cultural no se ha mudado. Antiguas instalaciones industriales como Import Export, Muffatwerk o Kultfabrik acogen ahora una programación polifacética de conciertos de diferentes estilos, mercadillos, obras de teatro, exposiciones, recitales de poesía... Todo tiene cabida. Hasta una ola artificial en un canal del río Isar para que los amantes del surf se entretengan durante los domingos invernales. Niels Jäger lo resume así: “La ciudad ha cambiado mucho en los últimos años. Munich está ahora preparada para abandonar la convencionalidad”.\n

\n

\n

\n

Candem Lock

\n

Primrose Hill

\n

\n

\n

\n

\n

En Turquía tienen una palabra para definir esos momentos en los que uno se dedica a sí mismo: ‘keyif’.

\n

\n

Görüşme - Kiren Jogi

Magazine

Görüşme

“Londra dünyanın laboratuvarıdır”

Yolcu ay

Kiren Jogi

Birmingham’da doğdu fakat Bollywood’u fethetmek için Bombay’a taşındır. Şimdi, her iki dünyayı birleştirmek niyeti ile, sahip olduğu yapım firması Indian London Film Company ile eve dönüyor. Kendisi ile Londra’da görüşüyoruz.\n

¿Desde cuándo vives en Madrid?\n

Me mudé a Madrid hace cuatro años, pero 8 o 9 años antes vine aquí a aprender español durante seis meses y me quedé durante un año y medio. Ansiaba tanto volver, echaba de menos a la gente y el ambiente de la ciudad, que regresé en 2011 con una beca para trabajar en la revista Monocle.\n

¿Qué fue lo que más te sorprendió la primera vez que viniste a Madrid?\n

La simpatía de la gente. Se dice que los australianos somos bastante relajados y amistosos, pero en Madrid todo el mundo está deseando hablar con los desconocidos. La gente dice hola y adiós cuando entra o sale de un ascensor, lo que me sigue pareciendo imperecedero y tierno. Esto ayuda a que una gran ciudad como Madrid, que puede ser un poco frenética, funcione mucho mejor.\n

Kiren Jogi

\n

¿Qué fue lo que más te sorprendió la primera vez que viniste a Madrid?\n

La simpatía de la gente. Se dice que los australianos somos bastante relajados y amistosos, pero en Madrid todo el mundo está deseando hablar con los desconocidos. La gente dice hola y adiós cuando entra o sale de un ascensor, lo que me sigue pareciendo imperecedero y tierno. Esto ayuda a que una gran ciudad como Madrid, que puede ser un poco frenética, funcione mucho mejor.\n

En un artículo publicado en Monocle en 2014 escribiste que “Madrid está experimentando una extensa transformación”. Cómo ha cambiado la ciudad?\n

Si pienso en cómo era cuando vine la primera vez, en 2005 o 2006, ha cambiado completamente. La crisis hizo que la gente se parara a pensar e hiciera cosas nuevas. Muchas personas que no encontraban trabajo decidieron abrir su propio negocio y dedicarse a lo que les gustaba. Creo que esto se nota por toda la ciudad.

Por ejemplo, Kike Keller, uno de los dueños del lugar donde estamos, trabajaba en el mundo de cine y decidió abrir este asombroso estudio, que también es una sala de exposiciones y un bar, para vender los muebles que diseña. Hay muchos lugares así por toda la ciudad. Ha habido una explosión de energía creativa.\n

 ¿Cuál es el mayor atractivo de Madrid? \n

Creo que es el hecho de que nadie es realmente de Madrid, por lo que todos los que viven aquí acogen bien a cualquier sin importarles su aspecto o de donde sea. Quizás sea porque hay pocos ‘gatos’, como se conoce a los madrileños de tercera generación. Esto te ayuda a integrarte. Puedes haber vivido aquí solo durante seis meses y considerarte un madrileño, sin que nadie te lo eche en cara. Además, aunque es la tercera ciudad más grande de Europa, sigue siendo como un pueblo.  
 \n

¿Los amigos o familiares que vienen a verte lo encuentran diferente a como pensaban que era?\n

La gente se sorprende al ver siempre llenos los restaurantes y las terrazas. Yo les digo que a los españoles les gusta disfrutar de la vida siempre que pueden. Esto no significa que no haya personas con bajos salarios o sin trabajo, pero Madrid es un foco de oportunidades.\n

¿Los amigos o familiares que vienen a verte lo encuentran diferente a como pensaban que era?\n

La gente se sorprende al ver siempre llenos los restaurantes y las terrazas. Yo les digo que a los españoles les gusta disfrutar de la vida siempre que pueden. Esto no significa que no haya personas con bajos salarios o sin trabajo, pero Madrid es un foco de oportunidades.\n

¿Dónde llevas a tus visitantes?  \n

Suelo llevarles a lugares que realmente muestren la personalidad de la ciudad. Si vamos a comer algo, les llevo a una tasca llamada Celso y Manolo. Hacen buena y sencilla comida tradicional en un espacio muy auténtico. También al restaurante Sala de Despiece, que es más sofisticado, pero con muy buena comida también. Y si quiero que conozcan un poco más el carácter excéntrico de los madrileños les llevo a Microteatro, un espacio teatral increíble abierto en una antigua carnicería.\n

¿Qué lugares son imprescindibles?\n

Hay que ver los museos de El Prado y el Reina Sofía, pero también hay buenas exposiciones en Centro Centro. El Matadero también es obligatorio. Está también un maravillosamente conservado Cine Doré, sede de la Filmoteca Española. También hay que ir a los mercados gastronómicos. Todo el mundo que visita Madrid suele ir al de San Miguel, pero yo prefiero llevarles a los de San Antón o Antón Martín. Platea o San Ildefonso también ofrecen experiencias gastronómicas auténticas.\n

Usted nació aquí. ¿Cómo recuerda la ciudad cuando era niña?\n

Recuerdo sobre todo que había más áreas verdes, más parques y jardines. Incluso había zonas en la que te podías bañar. También recuerdo que la relación con los vecinos era más cercana. Desde entonces la ciudad ha crecido dramáticamente hasta casi los 15 millones de personas.\n

¿Estambul asiática o Estambul europea?\n

Es realmente difícil elegir. ¿Podría usted separar su corazón de su alma?\n

Siempre se asocia esta ciudad con el caos, con el cruce de caminos, con el choque de dos mundos… ¿Cuál de todos esos tópicos cree que es más real?\n

Todos ellos. Estambul es ciudad de paradojas. El caos es real, por su población y porque el tráfico nunca cesa. Y si se mira ese choque de civilizaciones, también es real, pero al mismo tiempo es una gran oportunidad de que se encuentren ambos lados. Sociológicamente e históricamente tenemos mucho que aprender de esta ciudad, de cómo la gente ha convivido y de cómo se han inspirado y aprendido unos de otros.

 \n

Madrid dispone de una gran variedad de lugares para comer. ¿Qué te gusta más?\n

Prefiero ir a casas de comida casera donde ofrecen auténticas tapas bien hechas sin muchas pretensiones. Me gusta llevarles a estos lugares porque solo los puedes encontrar aquí.\n

\n

¿Merece la pena venir a Madrid solo para comprar?\n

Definitivamente. De hecho, es una de las ciudades europeas con un mayor número de tiendas. Además, la diversidad de tiendas también ha crecido en los últimos años. Han aparecido nuevas pequeñas marcas de joyería, piel o zapatos. Y merece la pena pasarse por los showroom que marcas como Andrés Gallardo o Helena Rohner tienen en La Latina, Conde Duque o Tirso de Molina. En el Barrio de Salamanca hay una maravillosa tienda de zapatos de hombre a medida llamada Glent.\n

¿Cómo definirías el estilo de Madrid?\n

Podría decir que es un poco bipolar: excéntrico por un lado y conservador por otro, pero muy mezclado. Madrid es desenfadado, excéntrico y amigable. Es muchas cosas, la verdad. Creo que la ciudad está a punto de vivir una nueva movida. Reúne mucha energía creativa. Quizás Madrid es el nuevo Berlín. Es creativa, barata, suceden muchas cosas y es la segunda capital más soleada de Europa. Creo que la gente debería venir si busca un buen estilo de vida pero también para crear un negocio. Encontrarán que la ciudad es muy acogedora y ofrece muchas oportunidades. Así es como yo describiría Madrid.\n

¿Los amigos o familiares que vienen a verte lo encuentran diferente a como pensaban que era?\n

La gente se sorprende al ver siempre llenos los restaurantes y las terrazas. Yo les digo que a los españoles les gusta disfrutar de la vida siempre que pueden. Esto no significa que no haya personas con bajos salarios o sin trabajo, pero Madrid es un foco de oportunidades.\n

¿Cuál es su ideal de hacer ‘keyif’?\n

¡Yo misma soy ‘keyif’! Mi percepción de la vida es muy de comer y descubrir nuevos sabores… Me gusta coger el ferry entre los continentes y alimentar a las gaviotas, que son un gran símbolo de esta ciudad. Me gusta ir a las terrazas de los edificios en la zona de Taksim y Beyoglu y disfrutar de una copa, como en el club 360. Pero también visitar la península histórica, porque es donde el misterio y la historia se encuentran. O ir a las Islas del Príncipe, porque son una parte única de Estambul.\n

¿Te gusta también la zona de las tiendas de lujo y los edificios señoriales?\n

Lo que me gusta de Madrid es que cada barrio tiene su propia personalidad. También me gusta el tradicional carácter castizo que puedes encontrar en Chamberí o Barrio de Salamanca.  \n

¿Merece la pena venir a Madrid solo para comprar?\n

Definitivamente. De hecho, es una de las ciudades europeas con un mayor número de tiendas. Además, la diversidad de tiendas también ha crecido en los últimos años. Han aparecido nuevas pequeñas marcas de joyería, piel o zapatos. Y merece la pena pasarse por los showroom que marcas como Andrés Gallardo o Helena Rohner tienen en La Latina, Conde Duque o Tirso de Molina. En el Barrio de Salamanca hay una maravillosa tienda de zapatos de hombre a medida llamada Glent.\n

\n

\n

¿Cómo definirías el estilo de Madrid?\n

Podría decir que es un poco bipolar: excéntrico por un lado y conservador por otro, pero muy mezclado. Madrid es desenfadado, excéntrico y amigable. Es muchas cosas, la verdad. Creo que la ciudad está a punto de vivir una nueva movida. Reúne mucha energía creativa. Quizás Madrid es el nuevo Berlín. Es creativa, barata, suceden muchas cosas y es la segunda capital más soleada de Europa. Creo que la gente debería venir si busca un buen estilo de vida pero también para crear un negocio. Encontrarán que la ciudad es muy acogedora y ofrece muchas oportunidades. Así es como yo describiría Madrid.\n

Ülkenin en aktif kültürel merkezlerinden biri olan Southbank Center’dayız. Bu gece burada BAFTA ödüllerini veriyorlar ve kent şıklık ve glamour saçmakta. Atmosfer, Kiren Jogi’nin 2008 yılında ‘Veiled Existence’ filminin galasına katılmak için gittiği Cannes film festivaline benziyor. O filmde Büyük Britanya’ya taşınan Hintli bir kadını canlandırıyordu. Gerçek hayatta tam tersini yapmıştır: İngiltere’yi Bollywood’la değiştirir. Dünyanın en büyük sinema endüstrisindeki çevirdiği ilk film Nolan’ın ‘Memento’sunun Hint versiyonu olan ‘Ghajini’ (2008) oldu. Hindistan’da yılın gişe rekorlarını kırdı. O zamandan beri, film çekimleri onu İstanbul, Bangkok, Singapur veya Paris’e kadar götürdü.


 \n

Southbank Centre’ın terasından Big Ben, London Eye ve Parlamento’yu görüyoruz. Kiren bu ‘roof garden’in akşamüstleri çimde mojito içen güzel insanlarla dolduğunu anlatıyor bize. ‘Rooftops’larından çok publarında pint’leri ile daha çok tanınan, tipik Londra ‘afterwork’u değil, fakat burada her şey mümkün. Londra’nın birçok yüzü var. Kiren Jogi’nin de. Artist, yönetmen, yapımcı ve senaryo yazarı. Günümüzde hayatına paralel giden bir televizyon dizisi çekimine konsantre olmuş vaziyette: İngiltere’de bir Bollywood yapım firmasını yöneten Hint kökenli bir İngiliz artisti canlandırıyor. Gülerek “Biraz otobiyografik, fakat ben onun gibi deli değilim” diye açıklamada bulunuyor.

İki dünya arasındaki füzyon kariyerini belirlemiş. Indian London Film Company yapım kuruluşu da bu kültür karışımından besleniyor. “Doğu ile Batı arasında, hiçbir babanın rededemiyeceği bir evlilik şeklinde mükemmel bir birleşme” şeklinde sunum yazılarında cesurca ifade ediyorlar. Kiren Jogi için, Londra bu birleşmenin poligram versiyonu olabilir. “Burada Doğu Batı, Amerika, Hindistan, Avrupa, Çin’le ... birleşiyor, sanki burası dünya laboratuvarı gibi”. Bu çok kültürlü Londra’yı tanımak için ne yapması gerektiğini açık bir şekilde biliyor: “Dolaş. Çevre mahalleleri tanımak için bir gününü ayır. Orada küçük şehirler ve her taraftan gelmiş insanlar topluluğu bulursunuz. Bir dünya kenti tanımış olursunuz”.\n

İngiltere’nin başkentinde kendisini en çok büyüleyen bu tarafı. “Londra kent olarak herhangi bir kreatif kişiye ilham kaynağı oluyor. Her taraftan insanlar ve ortamda çok enerji var. Anıtları ve turistik yerleri, mimarisi veya tiyatrolarından bir yan sokakta küçük bir kafesine kadar”. Sırtındaki perspektif ona hak veriyor. Solda, tüm uyruklardaki turistleri büyüleyen klasik ve anıtsal Londra. Sağda, sanat galerileri ve tasarımlı gökdelenlerle sofistikasyon. Onu biraz zora sokuyoruz ve efervesan ve değişken bu Londra’nın özünü yakalayacak bir planı seçmesini istiyoruz. “Zannediyorum ki South Bank kenti tamamen tanımlıyor: kozmopolit ve geleneksel atmosfer, kültür, canlılık... Buradan National Theatre, Parlamento ve turistik yerleri görüyoruz. Hepsi aynı yerde”.


 \n

“Otro lugar que hay que ver es la catedral, bellísima, en la que se dice que hay una huella del diablo”, recomienda el tenor. La leyenda cuenta que el diablo se enfadó al ser engañado por el arquitecto, que le prometió construir una iglesia sin ventanas si no se entrometía en las obras. “Quizás es cierto”, bromea.

Paolo Fanale completa su recorrido por los atractivos de Munich con una recomendación gastronómica: “Todo el que venga debe comer un pretzel y beberse una cerveza. Son los mejores del mundo”. Reconoce que mantener una disciplina física es muy importante en su trabajo. Pero no puede decir que no a una buena cerveza. ¿Otro pacto con el diablo?  \n

Woody Allen’de ‘Match Point’ filmi için de Thimes nehrinin güney kıyılarını seçmiş ve hatta Katrina Kaif ‘Namastey London’da Millenium Bridge’de çıplak ayakla dolaşmıştır. Londra her yıl binlerce film için seçilen sahnedir. Notting Hill veya Bridget Jones gibi klasiklerden Gerard Butler ve Morgan Freeman’ın en son çevirdikleri ‘Hedef: Londra’ filmine kadar. Ve sadece Hollywood’da başarı kazanmıyor. İngiltere’nin başkenti Avrupa’da Bollywood yönetmenlerinin de favori destinasyonudur. Kiren için, nedenleri açık. “Londra’da bir film çektiğinizde, özellikle Bollywood filmleri, hep aşk üzerinedirler. Kentin, aşık olunacak, o yeni ve serinletici tadı var”.

Onun Londra ile olan ilişkisi uzun vadeli bir aşk. Burada, Theatre Royal Stratford East’de, ‘Anita ve ben’ adlı eserin sahnede kaldığı aylar boyunca yaşadı. “Tiyatronun kalbinde böyle bir şeyin parçası olmak büyüleyici bir deneyim oldu. Londra her zaman ‘o yer’ olmuştur. Metroya girdiğiniz andan itibaren, her şey tiyatronun etrafında dönüyor. Her yerde oynanmakta olan, küçük yapımlardan en büyüklerine kadar, eserlerin afişleri var”. Görüşmemiz sonrası dolaştığımız West End’de de. Güneş bize nefes aldırmıyor, fakat Kiren’in yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor. “Bombay’daki kadar sıcak yapmıyor” diyor buzlu kahvesinden bir yudum alırken.

Hala Hindistan’daki kente sık sık seyahat etmekte, fakat burada olduğunda daima Southall’e geliyor. “Londra’nın mini-Hindistan’ı gibi”. En gerçek Hint lokantasını sorduğumuz zaman, gülücükler arasında henüz hiçbir tane bulamadığını itiraf ediyor (Büyük Britanya’da 9.000’in üzerinde Hint restoranı var, yani her Çin restoranı için iki Hint restoranı var anlamına gelmesine rağmen). Fakat bize bir ipucu veriyor: Southhall’de Broadway sokağı. “Eğer bu sokaktan yürüyerek inersen, Hindistan’ın tipik bir tatlısı olan jalebis’i deneyebilir ve Bombay, Delhi veya Punjab’ın tüm lezzetlerini elde edebilirsiniz”. Kiren gibi kreatif bir kişi için, yemek de bir ilham kaynağı. “Yolumdan geçen her şey bana ilham verir”. Ve bunu Londra’da daha çok yaşıyorum.\n

\n

\n

\n

¿Cuál es el mejor de los secretos de Estambul que puede compartir?\n

Hay muchos… Las gaviotas, la textura y el color son los mejores. Pero hay más. Por ejemplo la comida rápida, que existe desde el imperio otomano, con el Simit, ese ‘bagle’ con sésamo por encima. Pero también hay sitios… El palacio Çırağan, por ejemplo, que es un hotel de lujo pero en el pasado se utilizó como estadio para el equipo de fútbol Besiktas e incluso como refugio para la gente sin hogar. Otro secreto es que aquí cuando alguien compra una casa o una fábrica siempre se puede encontrar en los cimientos un cementerio o parte de un palacio.  \n

Acaba de publicar un poemario, ‘Olduğu Gibi’. ¿Hasta qué punto esta ciudad es parte de él o, al contrario, sus poemas son una forma de huir de ella?\n

Ambos. Escribir poesía es una forma directa de oponerte al mundo y a lo que nos dicen que es lo correcto. Es una forma de protesta. Así que es una vía de escape. Pero las palabras también tienen algo mágico. El mundo puede cambiarse con las ideas o con las palabras, así que siempre tienen ese componente de magia y transformación. Y en ese sentido Estambul es una gran inspiración para mí, como lo ha sido para muchos otros poetas, porque es ese ‘check point’ en el que la historia y el misterio se encuentran.\n

Macera

Magazine

Macera

Wadi Mujib, Ürdün’ün boğazı

Deniz seviyesinin 400 metre altında, Mujib dünyanın en az yüksekliğe sahip Doğal Rezervidir. Bunun yanında boğazında en yüksek maceralar yaşanır.
\n

Siq gibi bir kanyon aracılığı ile Petra’ya götüren fakat su ile dolu bir yol hayal ediniz. Wadi Mujib boğazı böyle işte, maceraperestlerin, kanyoning meraklılarının... ve prenslerin hayran kaldıkları bir yer. Hamzah Al Hussein “favori yerlerimden biridir, bu mükemmel yeri herkesin ziyaret etmesi için tavsiye ediyorum” şeklinde ifade ediyor. Ürdün tahtının varisi, UNESCO tarafından 2011 yılında Biyosfer Rezervi ilan edilen, kanyonu birkaç kez çıkmıştır.\n

Entre dos y cinco millones de años se calcula su origen, pero si nos basamos en su descubrimiento es apenas un bebé. Howard y Deb Limbert, una pareja de espeleólogos británicos, organizan una expedición a Vietnam en 1990. Trece viajes se suceden desde entonces culminando en 2009, cuando se realiza la primera expedición a Son Doong. No la hubieran sacado de su letargo de no ser por Ho Khanh, un granjero local que cazó durante años en la zona y se escondió por casualidad en las cueva para protegerse de la lluvia. Aún así, Son Doong es esquiva, hacen falta tres expediciones con ayuda de Ho Khanh para encontrarla. Los bosques y la densa vegetación la convierten en una fortaleza casi inexpugnable.\n

Fotoğraf: © RSCN or The Royal Society for the Conservation of Nature

Ibex trail Rezerve inmeden önce Ölü Deniz Karayolundan geçer.

\n

Mujib nehri, Ölü Deniz’e dökülmeden tam önce, Petra, Wadi Rum veya Ölü Deniz’le beraber Ürdün’ü ziyaret edenler için bellibaşlı destinasyonlar arasında yer alan, Wadi Mujib boğazından geçer. Eski dönemlerde nehrin adı Arnon’du. İbranice, şelalelerinin gürlemelerine yönelik, ‘gürültücü’ anlamına gelen bir terim. Karak ve Madaba dağları 900 metre yüksekliğe ulaşırlar, diğer tarafta Mujib’in en alçak kısmı deniz seviyesinden 416 metre aşağıda kalır. Toplam 1.300 metre düzey farklılığı söz konusudur.
\n

\n

Pasan kuşlar

Mujib nehrinin tüm yıl boyunca su taşıması gibi, bölge zengin bir biyoçeşitlilik yaşar. Ürdün’de biyoçeşitliliğin 1987 yılından beri ilerlemesine yardımcı olan The Royal Society for the Conservation of Nature (RSCN) tarafından yönetilen bu zengin çevre 100 den fazla göçmen kuş türünün mola verdikleri yerdir. \n

Las hermanas pequeñas de Son Doong

El Parque Nacional Phong Nha-Kẻ Bàng, nombrado Patrimonio de la Humanidad por la Unesco, alberga en sus 85.000 hectáreas otras cuevas que merecen una visita como Phong Nha y Thien Duong. Estas cuentan con pasarelas de madera acondicionadas para el turista.\n

© Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

‘Cuidado con el dinosaurio’ o ‘la Mano del Perro’ son los nombres de algunas áreas de la cueva.

\n

La galería mide unos 90 metros de ancho y está a casi 240 metros de altura. Incluso se aprecian las nubes en el techo.

Un paisaje que parece de otro mundo pero que tiene una explicación terrenal. La erosión del agua del río sobre la piedra caliza provocó que el techo se derrumbara creando gigantescos tragaluces y dando lugar a una frondosa vegetación con su propio microclima. Uno de sus fenómenos más curiosos son las llamadas ‘perlas de las cavernas’, formadas por las capas de calcita que el agua ha dejado en la arena. Están presentes en otras cuevas, pero su tamaño suele ser el de una canica. En Son Doong llegan a convertirse en esferas casi perfectas del tamaño de pelotas de tenis.

Con el fin de preservar la integridad de la cueva, el gobierno vietnamita restringe el acceso y solo permite la visita de unas 200 personas al año. Oxalis Adventure Tours ofrece a los turistas aventureros la posibilidad de embarcarse en una expedición. 3000 dólares es lo que cuesta plantar el pie en territorio virgen y convertirse en un punto diminuto de la cueva más grande del mundo.\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

Además de su propia jungla, Son Doong cuenta también con un río.

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

En Son Doong hay espacio suficiente como para albergar una manzana de edificios de 40 pisos.

\n

Wadi Mujib maceraperestlerin ve kanyoning meraklılarının hayran kaldığı bir yerdir.

El récord lo tiene el irlandés Thomas Maguire, quien completó la carrera en 3 horas, 36 minutos y 10 segundos.

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

\n

\n

\n

\n

Yılın 365 günü su ile dolu kanyonu normalde en doğrusu, nehrin akışını takip ederek veya, seviyeye göre, yukarıya doğru çıkarak, organize gezilerle görmekte fayda vardır. Oldukça geniştir ve suyun debisi yüksek değil, fakat yukarıya doğru çıktıkça, boğaz daralmakta ve yolu kayalar kesmeye başlıyor. Dört güzergah mevcuttur, bunların üçü –Siq trail, Canyon trail, Malaqi trail- su güzergahıdır ve sadece nisandan ekime kadar açıktırlar. Dördüncüsü, Ibex trail, karada bulunur ve yılın herhangi bir döneminde (Ramazan hariç) gezilebilir. Birincisi kolay veya orta zorlukta sınıfına dahil edildiğinden en çok kullanılan parkurdur. İki saatten biraz fazla sürüyor ve Petra veya Ölü Deniz seyahatlerini yeterli dozda adrenalinle kombine etmek isteyen acemileri de kabul eder. 80 kişiden olan gruplara kadar organize ediliyor, diğer geri kalan gezilerde ise günde sadece 25 maceraperest katılımcıya izin veriliyor.
\n

Fotoğraf: © RSCN or The Royal Society for the Conservation of Nature

Yelek giymek mecburidir ve küçük engelleri aşmak için rehberlere ve halatlara başvurulabilir.

\n

Fotoğraf: © RSCN or The Royal Society for the Conservation of Nature

\n

Uno de los elegidos

El fotógrafo Ryan Deboodt, especializado en reportajes de aventura y viajes, sobre todo en la zona de Vietnam, ha captado algunas de las mejores y más espectaculares imágenes de Son Doong con ayuda de un dron. \n

Biografía

Walter Astrada es un fotógrafo argentino, ganador de 3 premios World Press Photo. Lleva toda la vida viajando por trabajo. Ha cubierto noticias, incluyendo países en conflicto, y realizado reportajes sobre derechos humanos por todo el mundo: Guatemala, Bielorrusia, República Democrática del Congo… Ahora viaja por placer. Y para aprender.  \n

Canyon trail de Mujib boğazında aşağı sulardan geçiyor. Biraz daha zor (orta-zor derecede sınıflandırılmış), parkurun bir yerinde yolumuzu 20 metrelik bir şelale kesiyor. Halat ve usta personel yardımı ile bu engel aşılıyor. Üçüncüsü olan Malaqi trail, Mujib nehrine kadar inen yumuşak kayalıklı tepelerde başlar ve orta-zor derece olarak kabul edilir. Yol –bu sefer, nehrin yukarısına doğru- Hidan nehri ile birleşmesinde devam ediyor. Şelaleye varmadan önce küçük bir inişle birkaç doğal havuzla karşılaşılır.

Son gezideki yol  –ve tek ıslanmıyacağınız olan- Ölü Deniz’e parelel gider ve yürüyüşü sevenler için mükemmeldir. Orta zorlukta, -Ibex- ismini Saba’nın krallığı boyunca ay tanrısının sembolü olan ve bu bölgeye ait vahşi keçilerden alır. Nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bu hayvan, The Royal Society for the Conservation of the Nature tarafından kontrol altında yetiştirilme programına tabi tutulmaktadır. Günümüzde Rezervin içerisinde yaklaşık 90 örnek bulunmaktadır. Onlar gerçek kanyoning ustalarıdır.\n

El lugar mas solitario sobre el hielo

“Nada es comparable a la experiencia surrealista de la Maratón del Polo Norte. Es una aventura que no tiene precio", asegura Steven Seaton, corredor y editor de la revista Runner's World Magazine. Tras llegar a la meta lo de menos es quien gana. El premio compartido por todos los corredores pasa por trasladarse en helicóptero al punto exacto más al norte del planeta, donde la brújula marca los codiciados 90º latitud norte. Allí se hacen una foto como prueba de su osadía, la que nunca pudieron tener Peary o Cook, y que confirma su conquista del Polo Norte.\n

“Nada es comparable a la experiencia surrealista de la Maratón del Polo Norte. Es una aventura que no tiene precio", asegura Steven Seaton, corredor y editor de la revista Runner's World Magazine. Tras llegar a la meta lo de menos es quien gana. El premio compartido por todos los corredores pasa por trasladarse en helicóptero al punto exacto más al norte del planeta, donde la brújula marca los codiciados 90º latitud norte. Allí se hacen una foto como prueba de su osadía, la que nunca pudieron tener Peary o Cook, y que confirma su conquista del Polo Norte.\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

 © Oxalis Adventure / Ryan Deboodt

\n

Fotoğraf: © RSCN or The Royal Society for the Conservation of Nature

Organizasyon, çevredeki flora ve faunaya saygı göstererek, çevreye zarar verilmemesini istiyor.

\n

‘Deniz altında’ uyuyarak

Parkuru hazırlamak için, Mujib Rezervinde gece olabilir. Ölü Deniz sahilinin en iyi görüntülerini sunan iki kişilik odalara sahip birkaç villa bulunur. Tüm yürüyüş ve kanyoning güzergahlarının başlangıç noktası olan Gezgin Merkezine çok yakındırlar.\n

Dices que Internet y los aviones han “encogido” el planeta. ¿Por qué?

Puedes hacer la vuelta al mundo sin moverte, lo tienes todo en tu ordenador. Yo tardé cinco meses y medio de Barcelona a Vladivostok, en Rusia. En avión son unas diez horas. Para mí es como un tubo que te teletransporta. Te desplazas, pero no tienes la sensación de estar viajando. En diez horas de diferencia puede haber un cambio de 40 grados. Viajando por tierra, el cambio es mucho más paulatino. Por ejemplo, en este viaje, nunca he tenido jet lag, y he cambiado varias veces de huso horario.

Gracias a que este mundo es más pequeño y a Internet, muchos podemos seguirte y ‘acompañarte’ a través de tu web.

Los viajes hay que compartirlos. La web es como un diario visual. Antes contaba historias a través de imágenes, ahora también escribo. A veces es difícil contar algunas cosas con una foto. Por ejemplo, el olor de la India. Por eso escribí un post. Además, vendo las fotos que voy haciendo. Es una especie de ‘crowdfunding’. Si a la gente le gusta lo que estoy haciendo, pueden colaborar para que continúe mi viaje  \n

\n

Biografía

Walter Astrada es un fotógrafo argentino, ganador de 3 premios World Press Photo. Lleva toda la vida viajando por trabajo. Ha cubierto noticias, incluyendo países en conflicto, y realizado reportajes sobre derechos humanos por todo el mundo: Guatemala, Bielorrusia, República Democrática del Congo… Ahora viaja por placer. Y para aprender.

 \n

Foto: Walter Astrada

Un grupo de peregrinos llegan al templo de Lalita Ghat, construido en el siglo XIX por el Rey de Nepal.

\n

Foto: Walter Astrada

En el puerto de Kadıköy, en Estambul, además de pescado, los vendedores ambulantes ofrecen maíz y castañas a los viandantes.

\n

Foto: Walter Astrada

Turquía fue una de las paradas favoritas de su viaje. Pasó casi un mes recorriendo el país.

\n

Foto: Walter Astrada

La Georgian Military Road recorre los aproximadamente 200 kilómetros que separan la capital de Georgia de Vladikavkaz, en Rusia.

\n

Foto: Walter Astrada

Durante el mes de noviembre se celebra la feria de camellos de Pushkar. Es la feria de ganado más grande de Asia.

\n

Foto: Walter Astrada

“No tenia nada de experiencia haciendo off road, así que he ido aprendiendo a medida que avanzo. Ahora ya voy tomando los diferentes tipos de caminos con mucha mas confianza.”

\n

Weekenders

Magazine

Weekenders

Roma, sonsuza dek genç

Ebedi kent olmasının nedeni geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin onda birleşmesidir. Fakat aynı zamanda Roma bin kere ziyaret edilmesine rağmen karşımıza yeni gibi çıkma kapasitesine de sahiptir.\n

Fotoğraf: Alliance / shutterstock.com

Roma daima dünyanın en çok ziyaret edilen yirmi kenti arasındadır.

\n

Kedigil kent

Roma ve kediler arasında daima özel bir ilişki olmuştur. Kediler kalıntılarının arasında saklanırlar ve kartpostallarda modeller gibi poz verirler. Özellikle sık sık gittikleri bir yer Arjantin Kulesidir. Florida sokağının köşesinde, fotoğraflarının çekilmesinden çok memnun yaklaşık 150 civarında kedinin barınağına dönüşmüştür. \n

T

ekrardan gençleşmeyi biliyor çünkü kalıntılarından modern zamanlar doğmakta. Via Apia’da dolaşmak ve San Calixto katakomplarında -24 kilometrelik galeriler- ürpermek çağdaş bir egzersizdir. Nelson Mandela “kendinizin ne kadar değiştiğini anlamak için değişmeyen bir yere dönmek gibisi olamaz” demiş. Bu Roma’da başımıza geliyor. Deneyebilirsiniz: Stendhal’ın ‘Roma’da gezintiler’ (1828-1829) adlı kitabındaki adımlarını takip edin ve yedi tepeyi gezin. Campidoglio’ya çıkın ve Capitoline Müzelerine giriniz. Stendhal adını verdiği sendrom tesadüfen İtalya’da başına gelmiştir. ‘Stendhal Sendrom’u o kadar çok hayran kalıyorsunuz ki nefesiniz kesiliyormuş hissine kapılıyor olmanızdır. Şehrin temelini oluşturan Circo Massimo ile Roma Forum’u arasında, Palatino’dan hissedilen ‘güzelliğin aşırı dozu’.

‘Edebi Rehber’i vazgeçilemezdir. Petrarca yazmış “Roma’yı görmeden başka kentlere hayran olanlar ahmaktır”. Bu kitap dünya yazarları tarafından hayranlıkla izlenmiş zamanı belli olmayan yerleri dolaşır. “Dönemlerine seyahat eden ve kelimeleri ile yazarların gözüyle görülen kent” şeklinde çeşitli edebi parkurların düzenlendiği ‘EnRoma’ rehberi açıklama yapar: “İspanyol, çağdaş, eski Roma’nın latin dilinde... yazarlar”. Dickens’ı şaşırtan Roma, Henry James’in İtalyan saatleri, veya Rilke’yi hayran bırakan lirik.
\n

Ziyaretçi Coliseum’u veya Anita Ekberg’e inanarak Trevi Çeşmesini ziyaret etmeden Roma’dan ayrılmamalıdır. Yenilik, bunu yüzü temizlenmiş halde görme şansına sahip olmasıdır. Anfitiyatro iki yıl boyunca restore edildi: yapıları güçlendirdileri cephesini temizlediler ve halkın eriştiği mekanları %25 artırdılar. Yıllar süren onarımlar sonrası Fontana’da olduğu gibi iskeleler kaldırıldı. 16. Yüzyılın ‘Quattro fontane’si de gençleştirildiler.
\n

\n

Fotoğraf: Maurizio / shutterstock.com

Villa Gregoriana parkı, bazı şelaleler gibi, doğal elementlerini diğer sunileri ile kombine eder.

\n

Beldevere’deki, beyaz mermerden doğal bir ortam, Papa bahçelerinden biridir.


 \n

\n

Gözler önünde küçük hazineler

Roma’nın dışında yer alan 1279 yılına ait Papalık bahçeleri, Castel Gandolfo villaları iki yıldır ziyarete açık bulunmaktadır. Vatikan Müzeleri müdürü Antonio Paolucci bunu ilan ettiğinde, Papa Francisco’nun “doğanın görkemine birleşmiş muhteşem sanatı” paylaşmak istediğini özellikle vurgulamıştır. Gezi güzergahı Barberini bahçelerinde başlıyor: ‘İkinci Vatikan’ olarak tanınan özverili mimarinin gölgesinde aromatik otlar.

Yenilikler bir tarafa, Roma ebedidir çünkü Vatikan veya Pantheon’un ötesinde küçük küçük hazineler hediye eder. Santa Maria in Cosmedin bazilikasında Gerçeğin Ağzına elinizi sokun, fakat daha sonra karşıya geçin ve Ercole Vincitore Tapınağının karşısında durun. Turizmin ötesine doğru bakın. Santa Teresa’nın esrimesinin aklığı ile Santa Maria de la Victoria kilisesinde hayranlıktan ağzınız açık kalsın. Gesù veya Santa Maria la Mayor gibi kiliseleri gezin. Ve EUR’yi ziyaret edin: İkinci Dünya Savaşı nedeni ile gerçekleştirilemeyen Expo için Mussolini tarafından yaratılan mahalle. Bisikletle Villa Borghese’de dolaşın. Yeşil ve turuncular en eğlenceli Trastevere’yi boydan boya geçiyorlar. Tiberina adasını geçin ve Stendhal’ın en son tavsiyesini yerine getiriniz: “Sizden beni sözcük altında yaratmanızı istemiyorum, aksine sadece bir gün Roma’ya giderseniz, gözlerinizi açmanızı istiyorum”.\n

No importa qué hora sea: los locales de la avenida Broadway y sus calles aledañas siempre ofrecen conciertos.

Otros lugares imprescindibles para el viajero melómano son el teatro que acoge el Grand Ole Opry cada semana, donde tocaron vacas sagradas, desde Porter Wagoner a Dolly Parton. El propio Bluebird Café, un local de 20 escasas mesas y ambiente intimo, que muchos artistas eligen para presentar por primera vez sus canciones. O la United Record Pressing, la fábrica de discos más grande del país, abierta desde 1949, donde eligieron personalmente el color de sus vinilos The Beatles, Bob Dylan o Miles Davis.\n

No importa qué hora sea: los locales de la avenida Broadway y sus calles aledañas siempre ofrecen conciertos.

Foto: Joe Carillo

Uno de los múltiples locales de conciertos es el Whiskey Bent Saloon.

\n

Entorno adverso

El dj londinense Ali B, que estuvo en AfrikaBurn en 2011, define el festival como "la mejor fiesta en la Tierra". La premisa es simple: una ciudad temporal dedicada a cualquier expresión artística que puedas imaginar –y las que no, también–. Triunfan disfraces, ‘performances’ y vehículos 'mutantes' para moverse por el campamento. La organización únicamente provee de hielo a los participantes, el resto de necesidades (comida, bebida, cama) depende de cada 'burner'. No hay vendedores, tampoco patrocinadores. Fue creado por una organización sin ánimo de lucro cuyo objetivo es coordinar este evento una vez al año. Para esta décima edición se han puesto a la venta unas 11.000 entradas. El campamento temporal se volverá a instalar en torno a una figura central que arde como final de fiesta. AfrikaBurn es resultado de la expresión artística de una comunidad de voluntarios. Sin reglas, pero con once mandamientos. Entre ellos: participación, intercambio de regalos y respeto al medio ambiente, lo que supone no dejar ningún residuo para que el desierto vuelva a ser eso, desierto. \n

No importa qué hora sea: los locales de la avenida Broadway y sus calles aledañas siempre ofrecen conciertos a ritmos de rock, pop, jazz, blues, country e incluso gospel.

Anfitiyatro iki yıl boyunca restore edildi: yapıları güçlendirdileri cephesini temizlediler ve halkın eriştiği mekanları %25 artırdılar.

Fotoğraf: © Governatorato SCV – Direzione dei Musei

Foto: ©Ludovic Ismael

\n

Foto: ©Ludovic Ismael

\n

Foto: ©Ludovic Ismael

\n

Foto: ©Ludovic Ismael

\n

Romantizmin parkı

Tivoli Unesco tarafından İnsanlık Mirası listesine alınmıştır. Çok yakınında Villa Gregoriana parkı bulunur. Doğal şelaleleri ve dar ve derin dereleri, Roma’nın karmakarışık bir gününden uzaklaşmak ve bu Romantizmin düşsel hayalinde saklanmak amacı ile burayı kaçamak yapılacak yere dönüştürmekte.\n

Sen ve ben

Magazine

Sen ve ben

Paparazzi olamayan ada

Mustique’e sahip olmak için Lord Glenconner 1958 yılında 45.000 pound ödedi. Günümüzde bu özel adada bir hafta geçirmek isterseniz bu miktarı, veya daha fazlasını, ödemeniz gerekir. \n

İngiltere Prensi William’ın Basil’s Bar’da Elvis Presley’in ‘Suspicious Minds’ adlı şarkısını söylerken bulmanıza şaşırmamalısınız. Hiç olmazsa şaşırmış gibi göstermeyin kendinizi. Mustique’de karşılaşacağımız normal bir durum. San Vicente ve Granadinas takımadalarını oluşturan 32 adanın en seçkini olan bu adayı ziyaret ettiğinizde karşılaşacağınız sayısı az misafirler arasında Britanya kral ailesi, Mick Jagger veya Robbie Williams’ı sayabiliriz. \n

\n

500 yaşayanı ve ziyaretçilerinin rahat olmaları için, Müstique hava sahası kapalı bir bölgedir. Paparazziler için kötü şans. Fakat kimsenin kafası karışmasın, burası ünlüler adası değildir, ‘celebrities’lerin geçici olarak statülerinin dışına çıktığı yerdir. Örneğin Tommy Hilfiger’in ayakkabı ve blazer ceketini şort ve tişörtle değiştirmesi gibi.\n

Mustique ‘celebrities’lerin geçici olarak statülerinin dışına çıktıkları yerdir.

Ada, bölgede ev sahibi olanların kurduğu Mustique firması tarafından yönetilir. İsveçli mimar Arne Hasselqvist ve Britanyalı tiyatro sahnesi tasarımcısı Oliver Messel tarafından tasarlanmış ve 1958 yılında doğuşundan beri seçkin bir proje olmuştur. Büyük büyük büyükbabası bir beyazlaştırma işlemi keşfederek İskoçya’da pamuk sanayisinde devir yaratan üçüncü Lord Glenconner Colin Tennan, başlangıcında adayı şu şekilde tanımlamıştır “kötü bakımlı bir mezarlık”.\n

Plajda, bir yatta veya villarından birinde. Mustique misafirlerine ‘evet’ diyebilme imkanını sunmakta.

\n

Mustique’de bir villa kira ücreti haftalık 5.000$ ile 75.000$ arasında değişir.

\n

Başlangıç fikri bir pamuk plantasyonu yaratmaktı, buna rağmen planları kısa bir zaman içerisinde değişti. 1960 yılında, arkadaşı İngiltere prensesi Margaret’e düğün hediyesi olarak bir parsel verir ve prenses de buraya Les Jolies Eaux villasını inşa ettirir. Bu olay Karayip takımadaları için medya ve aristokratlar arasında ilginin artmasına neden olur. Sonunda ada 120 parsele bölünür ve yüksek sosyeteden, sanatçı ve tasarımcılardan oluşan çok renkli bir grup bunları satın alır. Bu heterojenlik Karayip’te Fransız tarz ‘château’, Fas’ın ‘riads’ları veya Bali esintili evler olarak mimari şekillerde kendini gösterdi.\n

Blues ritminde

Yılda bir kere, ocak ayının son haftası, Mustique Blues Festival’i kutlanır. Basil’s Bar’da buluşan yerliler için, yerel ve uluslararası sanatçıların katıldığı bir etkinlik. Festivalde disk satışlarından elde edilen kazanç Basil Charles Eğitim Vakfına gider.\n

Arabasız, adadaki ulaşım golf arabaları ile yapılır.

\n

Firmada “Mustique’de herşey olur” diyorlar. Adada hemen hemen kural yok ve müşteri, başkalarının rahatını bozmadığı sürece, istediğini yapabilir.
Bugün burada 89 villla ve iki otel bulunmakta. En tanınanı, otele dönüştürülmüş eski bir pamuk fabrikası olan, The Cotton House’dur. Birbirinden bağımsız 19 konaklama birimine sahiptir. Otelin restoranı Veranda Restaurant’da en iyi deniz mahsullerini ve taze balığın tadı çıkarılabilir ve hindistan cevizi sushisi deneyebilinir.

Mustique’in sunduğu hizmetler arasında deniz kıyısında ata binmek, tenis kulübünde bir maç yapmak veya plajda gündoğumunda yoga derslerinin keyfini çıkarmak gibi etkinlikler bulunur.
Eğer, 5,7 kilometre kare alana sahip ada size küçük geliyorsa, tekne ile bir gezi yaparak komşu Bequia, Canouan ve Cayos de Tobago’ya gidebilirsiniz. Burada kaplumbağlar ile dalışlar yapabilir ve ‘Karayip Korsanları’ filminde Jack Sparrow’un mürettabatı tarafından terk edildiği plajda bir piknik yapabilirsiniz.

Mustique Cambridge düklerinin İngiltere’nin soğundan kaçıp sığındıkları veya Paul McCartney’in üçüncü balayını Mick Jagger’ın evinde kutladığı yerdir. Fakat hala ünlülerin adası olmamaya devam etmekte. Mustique prenses, rock yıldızları ve mültimilyonerlerin normal bir yaşam için yüksek bir ücret ödedikleri bir paradoksdur.\n

\n

Üç çokluktur

Ve bunu Mustique’de bilirler. Bu nedenle çocuklar için komple bir etkinlikler yelpazesine sahiptir. Babaların ailece bir tatil kapsamının dışına çıkmadan birazda kendilerini düşünebilecekleri ortamı yaratmak için, güneş battığında sinema seansları,dalış veya yelken kursları mevcuttur.\n

Foto: http://himalayajourney.com/

Barkhor es el principal barrio de Lhasa. Está compuesto por pequeñas calles llenas de puestos callejeros y la plaza de Jokhang, donde se encuentra el templo.

\n

Eski şeker değirmeni Mustique’in tarihini fotoğraf ve haritalarla gösteren küçük bir müzede bulunur.

\n

\n

\n

\n

Tatil

Magazine

Tatil

Makineler adası

Jules Verne’in hayalgücü ile Leonardo Da Vinci’nin dehası birleştiğinde ne olur?
Cevap Nantes ve canlı makinelerinde.\n

12 metre yükseklikte bir fil Nantes kentinde, Loire nehri kıyılarında bir sanayi tesisinden yüze çıkmakta. Burada yaşayanlar ve gezginler paniğe kapılmıyor. 48 ton çelik ve ahşaptan, yavaşça ilerleyen, bağıran ve hortumundan su fışkırtan kalın derili hayvanı izliyorlar. Kentin tam ortasında bir ada olan l’île de Nantes’de gerçekleştirilen 30 dakikalık bir gezinin parçası olmak amacı ile bazı turistler sırtına çıkmış vaziyette.\n

Fransız Britanyasının bu ünlü kentinin sakinlerinden olan Jules Verne’in hayalgücünü dolduran sihirli dünyalarda bir gezi. ’80 günde devr-i Alem’ adlı kitabın yazarı “öyle bir an gelecek ki, bilimin yarattıkları hayalgücünün yarattıklarını aşacaktır” diye ifadesi bulunur. Kehaneti bildi. Bu makineler herhangi çocuksu veya büyük bir ruhun hayalini aşmakta.\n

Dalgalara kadar hepsi mekanik

Jules Verne müzesinin karşısında bulunan Carrousel des Mondes Marins tüm okyanuslardan gelme 16 balıkçı tarafından gözetilen bir akvaryumdur. Ziyaretçi arkadan itmeli Kalamar, devasa Yengeç veya korsan Balık gibi deniz derinliklerinin yaratıkları ile etkileşimde bulunabilir.\n

Fotoğraf: Jean-Dominique Billaud/LVAN

Örümcek uyandırıldığında ve karanlık deliğinden çıkarıldığında dört ziyaretçiyi taşır.

Grand Elephant kentin gayrıresmi sembolüne dönüştü, öyle ki kartpostal ve hediyelik eşyalarda ön plana çıkmakta. Aynı zamanda ‘La Machine’ adlı sokak tiyatrosunun da amblemi ve ‘Les Machines de l’île’ sanatsal projenin parçasını oluşturur.

Bu proje kentin eski tersanelerinin bulunduğu yerde gerçekleştirilmektedir. Grand Elephant’ın hergünkü gezilerinin hareket noktası eskiden kalın kazan atölyelerinin bulunduğu yerdir. Günümüzde Nantes’ın rüya gibi yaratıkları açık havada atipik bir macera parkını oluştururlar.

Atölye, iskeletin parçasını oluşturan düzenekler sayesinde canlanan fantastik heykeller olan ‘machines’lerin doğduğu yerdir. Santaçıların günlük çalışmalarının izlendiği platformdan ziyaretçiler devasa uçan bir balıkçıl, bir vatoz, bir Çin ejderhası veya devasa bir örümceğin yaratılması sürecini görebilme imkanına sahiptirler. Fakat bu atölye-laboratuvarda detaylar sadece sezilir, imalatçılar sonuna kadar kesin neticeyi açığa vurmamak için çok dikkat ederler.\n

Fotoğraf: Jean Dominique Billaud / LVAN  

Gelecekteki Balıkçılar Ağacının prototip dalının uzunluğu 20 metre ve çelik yapısı 20 ton ağırlığındadır.

\n

Yeşil çizgiyi takip ediniz

Le Voyage à Nantes festivali (1 temmuz-28 ağustos) kenti sokaklarına, meydanlarına ve bahçelerine dağıtılmış otuz civarında sanatsal tesisler sayesinde kültürel bir parkura dönüştürür. Zemindeki yeşil bir çizgi bütün bunları birleştirir ve gezginlere parkur boyunca yol gösterir. \n

Fotoğraf: ©Ltionel

Atölyenin karşısında, çalıştırılabilir ve tecrübe edilebilen bir makine canavarını barındıran Galeri bulunur. Henüz üzerinde çalışmaların yapıldığı şirketin büyük projesinin tanıtıldığı sahnedir burası. Kent merkezinde –eğer yapılabilirliği teyit edilirse- 50 metre çapta ve 35 metre yükseklikte çelikten bir ağaç olan ‘Arbre aux Hérons’ söz konusudur. Üst tarafında iki mekanik balıkçıl ve teras ve platformları arasında ziyaretçileri taşıyacak yaratıklarla dolu olacaktır. Şimdilik sadece yapımı tamamlanmış ve Galeri’nin girişinde bulunan tek dalına çıkılabilmektedir.

Fantastik canlılar sahne tasarımcıları François Delarozière ve Pierre Orefice’in robotsal düzenekleri ve çalışmaları sayesinde canlanırlar. Yaratıkların ve Jules Verne’in yarattığı dünyaları, Leonardo Da Vinci’nin mekanik hayalgücünü ve Nantes kentinin endüstriyel tarihini birbirlerine bağlayan sanatsal projenin babalarıdır bu şahıslar. Yaşayan mimari tarzlarının amacı “geleceğin kentlerini hayal etmek ve kentsel mekanlarımıza yönlendirdiğimiz bakışları değiştirmek”. Bir yanılsama olabilir, fakat Verne şöyle diyordu: “Delilere dikkat ederek büyük keşifler elde ediliyor”.\n

La carnicería que no vende carne

The Vegetarian Butcher en Ámsterdam es un sueño hecho realidad para muchos vegetarianos. Desde hamburguesas a tiras de bacon ahumado o atún. Aquí podrás encontrar cualquier sustitutivo de la carne que imagines con un sabor increíble.\n

Fotoğraf: © Franck Tomps

Devasa Yengeç, Korsan Balık veya Fırtına Tekne ziyaretçiler tarafından monte edilebilir ve çalıştırılabilirler.

\n

Grand Elephant kentin gayrıresmi sembolüne dönüştü

Fotoğraf: Jean_Dominique Billaud Nantes

Deniz Dünyaları Atlıkarıncası 2014 yılında “olağanüstü bir başarı” ve “eşsiz bir sanat tesisi” olmasından dolayı ‘Thea’ ödülüne layık görülmüştür.

\n

Kültür

magazine

Kültür

Fogo Island: morina balığından sanata

Doksanlı yıllarda, Fogo Island halkı balıkçılıktan geçimini sağlamaktaydı. Kanada’ya ait bu küçük ada, krizin saldırısı sonrası, sanatçılara esinlenmek için inziva yerine dönüştü.\n

B

uzdağı ve sarp kayalıklar koridorları arasında, bilinmeyen bir sığınakta birisinin kendini bulması için kentsel stresten uzaklaşmak. Henry David Thoreau bir yazısında, insanlar var “gerçekte takip ettiklerinin balık olduğunu bilmeden tüm hayatı boyunca sinek balıkçılığı ile balık tutuyorlar” diyor. Kanada’nın Terranova sahilindeki Fogo Island’a gelen gezginin duygularıdır bu. Adanın sakinleri -3.000 in altında nüfusa sahip onbir yerleşim alanının bulunduğu 148 kilometre kare bir alan- hayatları boyunca ağ attılar denize, fakat şimdi hayatlarını balıklardan farklı bir kaynaktan kazanıyorlar.

Onlarca yıl hemen hemen iletişimsiz kaldılar. Marconi kablosuz istasyonu dışla tek temas kurma yöntemi idi. Bu mekanın geçmişini anlamak için ziyaret edilebilir. Aynı şey, 1816 yılında inşa edilen, Bleak House’da da oluyor. Zamanında, 19. Yüzyılında Fogo Island’ın en güçlü balık ticaretine sahip Slade ailesine aitti, günümüzde müzeye dönüştürülmüştür.\n

En el casco histórico de Alcalá está el Museo Casa Natal de Cervantes, que cuenta con la segunda edición en castellano de ‘El Quijote’, impresa en 1605.

La mayoría de ellos pertenecen a Kananaskis Country, un conjunto de parques rodeados por las Montañas Rocosas en Calgary (Canadá). Un área extensa y salvaje, perfecta para imitar a las tierras vírgenes en las que se aventuran los ‘tramperos’ de la película en busca de pieles. Iñárritu buscaba el máximo nivel de realismo. No quería utilizar cromas ni efectos especiales y solo filmaba con luz natural. Esto provocó un retraso en los planes de rodaje porque había días en los que solo podían trabajar dos o tres horas. La naturaleza no entiende de fechas de producción y el paisaje nevado se esfumó obligando al equipo a buscar una alternativa. La encontraron 13.000 kilómetros al sur, en Ushuaia, el lugar más austral del mundo.  \n

Fotoğraf: Alex Fradkin

Bölgedeki mimarlık modernliğin geleneksel el sanatları elementleri ile birleşmesi fikrini takip eder.

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

Fogo Island Inn’in servisleri arsında çatı katında bir sauna bulunur.

\n

Dikkati çeken sanatçılar

Yotaro Niwa, Japon Sanat ve Kültür Departmanı burslusu; Hannah Rickards, Max Mara Art ödülünü aldı; Erika Balsom, Kings College’de Sinema Stüdyoları öğretmeni; kemancı George Van Sam; fotoğrafçı Edgar Leciejewski, veya ressam Geoff Butler konutlardaki bazı katılımcılardır.\n

Ziyaretçilere rehberliği ada sakinleri yapmaktadır. Atlantik okyanusu karşısında, kayalık bir sahil katmanı üzerinde toplanmış halk kültür ve turizmden geçinmek üzere balıkçılığı terk etmişlerdir. Ve Shorefast Vakfı tarafından fikredilen Fogo Island Arts projesi bunu mümkün kılmaktadır. 2003 yılında, krizin ortalığı yakıp kavurduğu zaman, sosyal, kültürel ve ekonomik şartların iyileşmesinde bir motor görevi yapan bu kuruluş ortaya çıkmıştır. Bunun için bir sanat konutları –yılda yaklaşık onbeş, bir ve üç ay arasında- ve dört çalışma stüdyosu programı yaratırlar. Fogo Island bugün sinemacılar, yazarlar, müzisyenler ve tasarımcıların yaşadığı bir yerdir.

Shorefast’ın kurucularından Zita Cobb bu köyde doğmuş ve finansman konusunda eğitim görmek için buradan ayrılmıştır. Dönüşünde, kültürü Fogo Island’a yaklaştırma üzerine eğilir. Balıktan tablo satışına geçiş. Klasik jeoturizmden kökleri kaybetmeden ekonomik iyileşme. Amblemi, 29 oda, konferans salonları, kütüphanesi, galeri ve sinemaları ile Fogo Island Inn otelidir. “Adanın tüm güzelliğini barındıran mimari bir hazinedir. Tarihimizi anlatıyor; bu yerin ve halkının”, diye açıklıyor Cobb. Lüks bir mekan –dört kat, beş yıldız- köyün tüm ailelelerinin geçim kaynağıdır.\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

Shoal Bay’da Tower Studio sanatçıların çalışmaları için tasarlanmış stüdyolardan biridir.

\n

Foto: Carlos Luján

En el Centro de Interpretación de Alcalá de Henares hay una reproducción de la pila bautismal del dramaturgo.

\n

El actor trotamundos

Otel ve stüdyoların mimarı Todd Saunders’dır. Sürdürülebilirliği savunuyor: odalardaki ikiyüz yatak örtüsü adanın kadınları tarafından elde dikilmiş ve mobilyalar da yerel sanatçılar tarafından el yapımıdır. Doğadan esinlenmeyi de unutmamışlar. Otelin camlı pencerelerinden balinalar gözlenmekte (dürbünle).

Çevrede, nesiller arası miras kalmış plajın kenarında bir ev olan Landwash Lodging gibi, başka konaklama imkanları da bulunur. Yemekleri Nicole’s Cafe’de alabilirsiniz. Deniz tadı var –özellikle morina balığı- ve gelenek ve modern gastronomiyi bir araya getirir. Fogo Island, günümüzde sanatla iştigal etmesine rağmen, balıkçı köyü olmaya devam etmekte. Halkı biliyorlar ki, artık balıkları değil aksine hayatta kalmanın peşindeler. Daha önce onlara denizin verdiklerini, bugün kültür vermekte.
 
 \n

Fogo Island’da uluslararası kreasyonlar üzerine sergiler düzenlenir. Örneklere eşlik etmesi için yayınlar hazırlanır. Filmler çekilir. Eleştirmenlerin ve sanatçıların katıldığı ve kültürel hayatta kalma gibi konuların işlendiği tartışmalar düzenlenir. Ve, ağustos ayında, yerel dans ve müziği destekleyen Brimstone Head Folk Festival’i kutlanır.\n

Hayat üzerine felsefe yapmak

Ziyaretçilere rehberliği ada sakinleri yapmaktadır.

Fotoğraf: Alex Fradkin

Shoal Bay’da Tower Studio sanatçıların çalışmaları için tasarlanmış stüdyolardan biridir.

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Fotoğraf: Alex Fradkin

\n

Top 6A

MAGAZINE

TOP 6A

Bulutlarda uyurken

Everest veya bir volkanın ayaklarının dibi manzaraları ile. Bu dünyanın en çok yüksekliğe sahip bazı otellerin seçimi ile, pencereden baktığınızda hayal gördüğünüzü zannedeceksiniz.

Yeti Mountain Home Kongde (Katmandu, Nepal)

İklime alışma dahil, Katmandu’daki (Nepal) bu küçük otele varmak için altı güne ihtiyacınız olacak. Değer mi? Everest, Lhotse, Makalu, Cho-Oyo, Gyachung Kang ve Ama Dablam gibi dünyanın en yüksek zirvelerinden bazılarının manzarası ile uyumak. 4.250 metre yükseklikte ve hepsi ahşaptan yapılmış 30 odası var.

Hotel Everest View (Solukhumbu, Nepal)

3.962 metre yükseklikte, ismi herşeyi söylüyor: Hotel Everest View. Nepal Milli Parkında konumlu, Everest dahil, çevredeki tüm zirvelerin görüldüğü 360º lik manzaralar sunar. Öyle ki, her odadan dünyanın en yüksek tepesini görebilme imkanı söz konusudur. Oraya varmaya başardmak kadar iyi bir ödül olamaz.

Sal Sarayı (Uyuni, Bolivya)

Deniz seviyesinden 3.660 metre yükseklikteki Uyuni tuz gölü uzaydan görülebilir. Kıyısında dünyada ilk tuz bloklarından yapılmış otel bulunur. 12.000 metre kare alan üzerinde, iglo şeklindeki 30 odası bu beyaz manzarayı bozmamakta.

El Porvenir Çiftliği (Pedergal Vadisi, Ekvator)

Dört volkanla çevrili (aralarında Cotopaxi de bulunur) ve 3.500 metre yükseklikte bulunan El Porvenir çiftliği Ekvator’un Orta And Dağlarının en pitoresk konaklama yerlerinden biridir. Quito’ya sadece 50 kilometre mesafede ve macera gezileri hoşunuza gidiyorsa burası ziyaret etmeniz gereken yerdir. Patika yol yürüyüşleri, bisiklet turlar, atla geziler... yapabilirsiniz.

Grawand (Senales, İtalya)

Avrupa’nın en yüksek noktasındaki otel İtalyan Alplerindedir. Val Senales (3.212 metrede) buzulunda bulunuyor ve en soğuk aylarda buraya sadece teleferikle ulaşılıyor. Aralık ayından mart ayına kadar buzulda akşam yemeği ile sona eren gece kayak gezileri düzenlenir.

Kulmhotel Gornergrat (Zermatt, İsviçre)

Bu seçmelerin son oteli, fakat 3.100 metresi ziyaret etmeye değer. Etrafı birkaç ‘dörtbinle’ çevrili Alplerde yıldızları seyretmek için en iyi yerlerden birini oluşturur. İsviçre’nin en çok prestij sahibi kayak istasyonlarından biri olan Zermatt’ta bir gözlemevinin hemen yanına inşa edilmiştir.

Fotoğraf: ©Yeti Mountain Home

Fotoğraf: ©Hotel Everest View

Fotoğraf: Palacio de la Sal

Fotoğraf: Hacienda El Porvenir / Tierra del Volcán

Fotoğraf: Glacier Hotel Grawand Schnalstal (Photo Athesia Tappeiner)

Fotoğraf: Kulmhotel Gornergrat

İyi çevrili

“Everest’te uyudum”

Tuzlu iglolar

Volkanın eteklerinde

Avrupa’nın zirvesinde

Samanyolu manzaralı

Travelfancy

Magazine

Travelfancy

Travelfancy

\n

Fotoğraf: Virgin Galactic

\n

VSS Unity, uzaya doğru

Altı şanslı turisti yıldızlara doğru götürecek uzay gemisine adını Stephen Hawking koydu. VSS Unity, Virgin Galactic aracılığı ile, Kaliforniya’da Mojave Hava ve Uzay Limanında tanıtıldı. Bugün Roma veya New York’a gidildiği gibi, birkaç yıl içerisinde moda destinasyon uzay olacak.\n

Fotoğraf: Tella Balls Dessert Bar

\n

Günah işlememek yasak

Nutella meraklıları, cennetiniz mevcut. Aki Daikos ve Simon Kapatos içi Nutella ile doldurulmuş donutların üstte kaldığı çikolata milkshake olan Tella Balls ile başarıyı yakalamışlar. Şimdi de Sidney’de bir kafe açtılar, burada en çok rağbet gören bademli çikolata. Tella Balls Dessert Bar’da tek bir sorunla karşılaşırsınız: tadını çıkarmak istediğiniz kalori bombasını seçmek.\n

Fotoğraf: The Floating Sea Horse

\n

Yüzer bir eve yatırım yapın

Bir yüzer evde deniz altında yaşamak. Dubai’de herşey mümkündür. The Floating Seahorse firması mekanın sorun olmadığı bu rüya konutlarını tasarladı. Üç seviyeye dağıtılmış 370 metre kare alan. Banyo ve oda suyun altında, çünkü balıklardan daha iyi komşu bulamazsınız.\n

Fotoğraf: Hotel Daniel Vienna

\n

En şık karavan

Bir otelin rahatlığından vazgeçmeden bir karavanda seyahat etme duygusuna sahip olmak ister misiniz? Viyana’da Hotel Daniel bu yöntem konaklamayı sunuyor. Bahçesine yerleştirilmiş 1952 yılına ait bir trailer. İçerisinde televizyon, küvet, havalandırma ve wifi var. 16 metre karelik “smart luxury’.\n

\n

Asılı tren

Wuppertal kenti (Almanya) dünyanın en eski monorayına sahiptir. Açılışı 1901 yılında imparator 2. Wilhelm tarafından yapılmıştır, tren yolun üzerinde değil, oniki metre yükseklikte asılı gider. ‘Çelik ejderha” olarak anılan bu tren güzergahının büyük bir bölümünü Wupper nehri üzerinde yapar ve yılda 25 milyon yolcu taşır.\n

Foto: © Sergio Tapiro

\n

Una comida con superpoderes

Si los superhéroes necesitar comer lo harían en el DC Comic Super Héroes Café de Singapur. En sus paredes cuelgan las capas de varios de ellos e incluso puedes encontrarlos reproducidos en tamaño real a tu lado. Para comer sirven la hamburguesa Superman o las patatas Wonder Woman, por lo que tendrás que decidir a qué superhéroe te quieres merendar.\n

Markthal Rotterdam

\n

Comida de diseño

El Markthal Rotterdam, el mercado gastronómico cubierto más grande de Holanda, es el sueño de cualquier ‘foodie’, pero también de un arquitecto. Los puestos de comida se distribuyen bajo el arco de un edificio de viviendas multicolor. Integra como ningún otro espacio diferentes funciones y supone un auténtico espectáculo por su forma, altura y colorido interior. \n

Foto: Courtesy Messner Mountain Museum

\n

Un museo a 2.275 metros

En julio se inauguró la última pieza del Messner Mountain Museum, un proyecto del alpinista Reinhold Messner. Fue el primero en conquistar sin oxígeno los picos más importantes del mundo y este museo, dividido en seis espacios, es su 15º. MMM Corones se incrusta en el paisaje del Tirol del Sur para contar la historia del montañismo… desde la montaña.\n

Sonuncusu

Magazine

Sonuncusu

Quiksilver’in Stay High mayo koleksiyonu

Sörfçü markanın bu yaz önerisi emprime ‘tie dye’dır. Brezilya plajlarından ve sörfçüler arasındaki hoş ilişkiden esinlenilmiş tasarımlara sahip çabuk kuruyan hafif kumaş.  \n

SJCAM SJ5000 Plus sportif kamera

Tatilinizi tekrardan yaşamak ister misiniz? Hareket kameraları bunu bize kolaylaştırmakta. Panasonic sensörlü bu model entegre WİFİ’ye sahip ve 170º açılı Full HD olarak 60 dakika boyunca kayıt yapıyor.\n

Roxy’nin Pop Surf mayo koleksiyonu

Bir Hawai plajında sörf yapmayı ister misiniz? Bir hayal olabilir, fakat hiç olmazsa gerektiği şekilde giyinmek gerekir. Yazın tadını çıkarmak için rahat ve çiçekli desenler.\n

Eşsiz Italia Independent Hublot Big Bang saat

Titanyum ve altından çerçeveli ve kauçuk kayışlı karbon fiber ve Texaliumdan sınırlı sayıda üretilmiştir. Bu kronograf bir kamuflaj yüzeyle barışsal iç kısmını kombine eder. Saat dokuz olduğunda barışın sembölünü gösterir.\n

Colección Amphibiox Geox

Botas inspiradas en el ‘trekking’ de suela hiperligera y superficie de resistente piel impermeable para los que consideran las escapadas urbanas como una larga travesía de montaña.\n





0 %